Yaşamın Ucuna Yolculuk

Size bugün tanıtacağım kitap Tezer Özlü‘nün Yaşamın Ucuna Yolculuk‘u. “Yine mi Murat Gülsoy” deyip farklı tatlar arayanlar için enfes bir deneyim olabilecek bir kitap.

27082

“Belli bir sarhoşluk içinde yer yüzüne dayanmak daha kolay.”

Kitabı Tezer özlü 1983’te Almanca olarak “Auf der Spuren eines Selbstmords” (Bir İntiharın İzinde) adıyla yazmış. Kitap 1984 yılında yazarın kendisi tarafından şimdiki adıyla Türkçeye çevrilmiş. Bir anlamda bir başka dilde yeniden yaratılmış. İlk kez 1984’te Ada Yayınları tarafından yayımlanan kitabı şimdilerde YKY simgesiyle kitapçılarda görüyoruz.

Tezer Özlü, kitap boyunca hayranı olduğu üç yazarın (ki onlar Italo Svevo, Franz Kafka, Cesare Pavese) ışığından yararlanarak hayatın anlamını sorgularken bir yandan da Cesare Pavese’nin bir otel odasındaki intiharının peşinde bir yolculuk yapıyor. Kitabın adı da büyük ölçüde bu yolculuktan kaynaklanıyor olsa gerek.

“Bir yüksekliğin, bir başına olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum.”

Şehirler arasında geçirdiği günler boyunca gözlemlerini ustalıkla bize aktarıyor yazar. Gittiği her yerde karanlığı ve mutsuzluğu buluyor ve görüyor. Ölümlerin arasında hayatı arayan Tezer Özlü, yolculuğu boyunca aradığını acılar içinde buluyor hep ve hayata dair en trajik metinlerden birini ortaya çıkarıyor sonunda. Edebiyat çevresi tarafından edebiyatımızın kadın Oğuz Atay’ı olarak da anılan (hem yazdıkları hem beklenmedik erken ölümleri nedeniyle) Tezer Özlü bu adlandırmanın yerindeliğini de kanıtlıyor bu metniyle.

Hayatı anlama ve sorgulama çabasıyla başlayan yolculuğunda hayatın ne kadar acı ne kadar karanlık olabileceğini gören ve bunu bize de en sert şekilde gösteren Tezer Özlü’nün bu anlatı/roman karışımı eseri mutlaka okumanız gerektiğini düşündüğüm huzursuz bir kitap. Ölüm ve yaşamın, mutluluk ve hüznün, bu denli birbirinin aynı, bu denli acıklı olmasının huzursuzluğu.

“Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi.  Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisin teniyle yanyana olmak, kendi var oluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi var oluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.”

Puan: 9/10

Oğuzhan M. Şahin

Reklamlar
Bu yazı Türk Edebiyatı içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s