Buzul Çağının Virüsü

tn_{BCCEA591-A542-4C34-8E86-ADEE643787D7}_urun_buyuk_resim  Öncelikle merhaba diyeyim. Bu tanıttığım ilk kitap olacak. Umarım devamı da bunun kadar dolu olur.
Sanırım artık kitap hakkında kendimce bir şey söylememin vakti, başlayalım o zaman. Şöyle diyebilirim ki bu roman okuyan herkesi derinden sarsabilecek bir etkiye sahip. Anlattıklarıyla olsun, anlatımıyla olsun. Vüs’at O. Bener öyle bir yazıyor, öylesine anlatıyor ki bu kitapta anlattıklarıyla okurun içine çok sert bir huzursuzluk sokarken, bu huzursuzluğa rağmen bir yandan da inanılmaz bir biçimde bu kitaba bağlıyor okurunu. (Kendi adıma en çok Orhan Pamuk okurken yaşadığım bu hissi çok kıymetli buluyorum. Bir kitabı okurken huzursuzluktan yarım saatte bir okumaya bırakmak, ama bir türlü de elinden bırakamamak. En zorlu ama en keyifli okumalarımdan bazılarını Orhan Pamuk yaşattı bu yüzden bana. Belki ona da değinebilirim ileride.) Kitap ne mi anlatıyor peki? Bence acıya, mutsuzluğa, yalnızlığa, itilmişliğe, çaresizliğe, dışlanmışlığa, hayattan soyutlanmaya ve kendini soyutlamaya dair çok keskin bir metin. Kitabı okurken kendinizi verirseniz bahsettiğim o huzursuzluğu gerçekten hissedebileceğinizi düşünüyorum. Aynı zamanda şu ana kadar okuduklarım arasında Türk Edebiyatının en karanlık metinlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Bener, bir kitap yazarken karanlığın nasıl yaratılacağını, nasıl anlatılacağını, bir kitapla insanların içini nasıl karartabileceğini çok iyi biliyor olmalı… İnsanın nasıl acı çekebileceğini, ne kadar çaresiz duruma düşebileceğini gözünüze soka soka kendi karanlığına çekiyor sizi bu kitap. Bir var oluş sancısının ya da sancılı bir var oluşun anlatısı da denebilir belki. Kitapla ilgili beni çok mutlu eden bir başka ayrıntıysa bu kitabı Bener’in en iyi dostlarından biri olan “OĞUZ ATAY’ın anısına” ithaf etmiş olması. Her şeyi bir yana bıraksak bile, kitabı açtığınızda karşınıza çıkan “OĞUZ ATAY’ın anısına” yazısı okumak için başlı başına bir sebep.
Evet, kitapla ilgili naçizane düşüncelerim bu kadar. Ve şimdi bir de alıntı yapalım madem:

“Hurra! hele ki dank etti kafanıza! Sen kuluçka çocuğu, şair kadavrası dostum, patırtı istemem. Düşeceksin! Neden diye hıçkırma, biliyorsun, sen mangal yürekli bir fukara değil, yürek fukarası bir mangalsın da ondan. Peki, hiç mi bir şey gelmiyor elinden? Çık kürsüye, avazın çıktığı kadar bağır: BEN YAŞAM İBNESİYİM! İyi.”

Yazar: Vüs’at O. Bener

Puan: 10/10

Oğuzhan M. Şahin

Reklamlar
Bu yazı Türk Edebiyatı içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s